MEDYADAN ‘ÖLÜM HABERLERİ

ASLA BATMAZ DENİLEN TITANIC GEMİSİNDE ÖLENLER

İngiliz White Star Line denizcilik şirketine ait lüks donanımlı Titanic yolcu gemisinin 14-15 Nisan 1912 tarihinde Atlas Okyanusunda batması neticesinde meydana gelen fâcia.

Devrinin en büyük ve lüks yolcu gemisi olanTitanicin, uzunluğu 275 m, genişliği 28 m, derinliği 29 metre, deplasmanı 60.000 tondu. Çift tabanlı tekne gövdesi 16 su geçirmez bölmeden meydana gelmişti. İçi son derece süslü olan geminin her tarafı pırıl pırıldı. Bir seferde 500 kişi alan yemek salonundan başka kabul salonları, sigara ve kahve salonları, okuma salonları, geniş karyolalı yatak odaları, asansörleri, banyoları, alaturka hamamlarına kadar her şeyi vardı. Kısacası gemi her türlü lüks ve sefâhetin işlenmesine müsaitti. Ayrıca gerek gemiyi inşâ ve idâre eden teknik kadrolar, gerekse içinde yolculuk yapan kimseler, böyle bir geminin batacağına ihtimal bile vermiyorlardı. Bu gemide yolculuk yapamayanlar ise kendilerini şanssız sayıyorlardı.

Günlerce yapılan hazırlıklardan sonra, aralarında pek çok tanınmış şahsiyetin de bulunduğu 2340 yolcusu olan Titanic, 10 Nisan 1912 tarihinde İngilterenin Southamton limanından ABDnin Newyork şehrine gitmek üzere ilk seferine çıktı. Titanic Atlas Okyanusunda süratle ilerlediği sırada civarda bulunan gemiler telsizle tehlike teşkil edecek buzdağları gördüklerini haber verdiler. Ancak Titanic
personeli bu uyarıya aldırış bile etmediler. 14-15 Nisan 1912 gecesi 22 deniz mili hızla ilerlediği sırada, KuzeyAmerikanın doğusundaki Newfoundlan Adasının 640 km açığında, 15 km boyunda ve 60 m genişliğindeki bir buz dağına çarptı. Çarpma neticesinde su geçirmez bölmelerden beş tânesi hasar gördü. Gemi 15 Nisan sabahı 02.20 sıralarında battı. Çevrede bulunan gemiler kazadan bir müddet sonra olay yerine gelebildiler. Yardımlar neticesinde ölü sayısının artması önlendiyse de 2340 yolcunun 1500den fazlası öldü.

Fâciada dikkati çeken husus çarpışmayla geminin batması arasında geçen dört saat zarfında, batmak üzere olan geminin içinde telaştan eser görülmemesiydi. Geminin büyüklüğü ve sağlamlığı sebebiyle batmasına ihtimal bile verilmediği için herkes zevk ve sefahetine devam ediyordu. Her türlü içkili eğlence ve fuhuş işleniyordu. Hattâ gemi orkestrası, son dakikaya, su, çalgıcıların dizlerine gelinceye kadar çalmaya devam etmişti.

Kendisinin günün birinde mutlaka denizde öleceğine inanan orkestra şefine arkadaşlarından biri; “Gemi batacak olsa, sen de gemide bulunsan ne yaparsın” diye sordu. Şef; “Derhal adamlarımı toplayıp çalgı çaldırırım.” diye cevap verdi. “Peki hangi havaları çaldırırsın?” sorusuna karşı ise; “O zaman en sevdiğim havalardan birini “Ben sana her zamandan daha yakınım Yâ Rabbi” havasını çaldırırım” diye cevap verdi. Titanicin ihtiyar orkestra şefi bu kazada dediğini yaptı. Vücûdunun yarısı suya batıncaya kadar; “Ben sana her zamandan daha yakınım Yâ Rabbî” havasını çaldıra çaldıra sulara gömüldü.

Titanic Fâciası üzerine 913te Londrada ilk Uluslararası Deniz Güvenliği Konferansı toplandı. Konferansın sonunda her gemide yolcuların tümüne yetecek sayıda tahliye sandalının bulundurulması, yolculuk sırasında sandalların her an kullanılabilir durumda hazır bulundurulması ve gemilerin radyo mesajlarını tâkip etmeyi 24 saat sürdürmeleri mecburiyeti getirildi. Ayrıca gemilerin Atlas Okyanusunun kuzey kesimindeki buz dağları konusunda uyarılması için Uluslararası Buzdağı Devriyesi kuruldu. Titanicin enkazı 1 Eylül 1985te Okyanusun 3950 m derinliğinde bulundu.

Titanik, 15 bin kişinin çalışması sonucunda üretilen görkemli bir yolcu gemisiydi. 55 metre yüksekliğinde ve 275 metre uzunluğuyla o ana kadar yapılmış en büyük ve en ihtişamlı gemiydi. İnsanlar, teknik donanım olarak da çok üstün biçimde inşa edildiği için, geminin ne olursa olsun batmayacağına kendilerini inandırmışlardı. Ancak buna güvenen insanlar önemli bir gerçeği unutuyorlardı: Allah’ın takdir ettiği kadere, hiçbir şekilde karşı konamazdı. Nitekim hiç umulmadık kadar küçük bir hasar, teknolojiyi safdışı bırakıp geminin kısa süre içinde batmasına sebep oldu.

Bir insan hayatında böyle bir olay yaşamış veya yaşamamış olsun, dünyadaki herşeyin geçici olduğunu ve bütün gücün Allah’a ait olduğunu asla unutmamalıdır. Çünkü insan, böyle bir olayla karşılaştığında bir daha geride bıraktığı hataları telafi şansına sahip olmayabilir. Allah ölümü, insanın karşısına hiç ummadığı bir anda çıkarabilir:

Onlar, göklerin ve yerin ‘bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah’ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar? (Araf Suresi, 185)

ADOLF HITLER (1889-1945)

Adolf Hitler, 20 Nisan 1889 yılında Almanların yoğunlukta olduğu Yukarı Avusturya’nın Braunau kasabasında doğdu. Avusturya vatandaşı idi.

1925 Şubat’ında Nazi Partisi olan, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirmesinin ardından Parlamentoya 1930’da 107 milletvekiliyle geldi.

1933’te Hitler devlet başkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa getirildi. Hindenburg’un 1934’te ölümü üzerine Hitler Almanya’nın tek lideri oldu. 1938’de Avusturya’yı, 1939’da Çekoslovakya’yı Almanya topraklarına dahil etti. İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapılmasını sağlayarak 1939’un sonlarına doğru Polonya’ya saldırdı. Dünya devletleri için Hitler’in Polonya’ya saldırması, 2. Dünya Savaşını başlattı. Ardından Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa’yı işgal etti.

Ülkedeki bütün aksaklıklarin nedeni olarak Yahudileri ve çingeneler gibi bazı azınlikları gösteriyor, Alman ırkinın üstün ırk oldugunu söylüyordu. Bütün bir Alman halkini da bunlara inandirmayi basardi ve tarihin en büyük soykırım faaliyetine giristi. Bütün Yahudileri toplama kamplarinda topladı. Çalışabilecek durumda olanlar ayrildiktan sonra diğerleri gaz odalarinda öldürülüp, fırınlarda yakıldılar. (Bu faaliyetler sadece Almanya’da değil, daha sonra işgal edilen bütün ülkelerde de gerçekleştirildi. Bu sekilde tüm Avrupa’da yaklasik olarak 5.5 milyon Yahudi ve yarim milyon çingene öldürüldü.) Alman ırkını iyilestirmek adina, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle öldürülmüstür.

Hitler’in ölümsüzlük hissi saplantısı vardı. Bu fikre, ondan önce doğan kardeşlerinin ölmüş olması yüzünden kapılmış olabilir. Diğerleri ölürken kendisinin hayatta kalmasının, özel olduğu hissini uyandırmış olabileceği düşünülmektedir. Kendisini ilahi koruma altında görmesini sağlayan dayanaklardan biri de I. Dünya Savaşı’nda cephedeyken içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir yere gitmesini söylemesidir. Bu içsel sesten sonra bir bombanın terk ettiği cepheye düşmesi ve oradaki arkadaşlarının ölmesi inandığı düşünceyi saplantılı hale getirmesine sebep olmuştur. Walter C.Langer Hitler’in Psikopatolojisi s.194

30 Nisan 1945’de Sovyet güçleri iyice içerilere girip artık sokak sokak Hükümet Başkanlığı’na yaklaştığında, Hitler bulunduğu başmerkezde (Führerbunker) aynı anda siyanür hapı içip, önce karısı Eva Braun’u sonrada kendisini bir silahla vurarak intihar etmiştir. Cesetleri kendi isteğiyle, yardımcıları tarafından bir bomba kraterine konularak benzinle yakılmıştır.

 

 

BENITO MUSSOLINI (1883-1945)

II. Dünya Savaşı sırasında İtalya’nın başbakanı olan Mussolini, Adolf Hitler ile birlikte faşizmin en önemli uygulayıcılarından biri olarak görülmektedir. Mussolini 20. yüzyılın ilk yarısını kana bulamış, insanlık tarihinin en acımasız katliamlarını kitle imha silahlarıyla gerçekleştirmiştir. Siyasete atıldığı ilk yıllarda sosyalizmi benimsemesine rağmen daha sonra faşist olan Mussolini, Etiyopya ve Yugoslavya’da üçyüzbinin üzerinde insanı katletmiştir. 27-nisan 1945‘te Mussolini İsviçre’ye kaçmaya çalışırken İtalyan komünistlerce yakalandı.

Mussolini ve sevgilisi önce halk tarafından linç edildiler, sonra Milan’da ayaklarından meydana asıldılar. Cesetleri günlerce ibret olarak sergilendi . 

JOSEF STALİN  (1879 – 1953)

1922’den, 1953 yılındaki ölümüne kadar Sovyet Rusya’nın liderliğini ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin liderliği anlamına gelen Genel Sekreterliğini yapmıştır. Lenin’in 1924’deki ölümünün ardından Komünist Parti’nin başına dünyanın en kanlı diktatörü sayılan Stalin geçti. Stalin 30 yıl süren iktidarı boyunca adeta komünizmin ne denli acımasız olduğunu ispatlarcasına katliamlar ve işkenceler dolu bir döneme imza attı. Stalin’in ilk önemli icraatı Rusya nüfusunun %80’ini oluşturan köylülerin tarlalarına devlet adına el koymak oldu. Kollektivizasyon adı verilen ve özel mülkiyeti yok etmeye yönelik bu politika gereği Rus köylülerinin bütün mahsulü silahlı görevliler tarafından toplandı. Bunun sonucunda korkunç bir açlık başgösterdi. Yiyecek hiçbir şey bulamayan milyonlarca kadın, çocuk ve yaşlı açlıktan kıvranarak yaşamını yitirdi. Kazakistan nüfusunun %20’si açlıktan öldü. Kafkasya’daki ölü sayısı ise bir milyondu.

 

 

Stalin bu politikasına direnmeye çalışan yüzbinlerce insanı ise Sibirya’nın korkunç çalışma kamplarına yolladı. Tutsakların çok ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldıkları bu kamplar bu insanların bir çoğuna mezar oldu. Öte yandan onbinlerce insan Stalin’in gizli polisleri tarafından idam edildi. Aralarında Kırım ve Türkistan Türklerinin de bulunduğu milyonlarca kişi Rusya’nın ücra köşelerine zorla göç ettirildi. Stalin tüm bu kanlı politikalarının sonucunda yaklaşık 20 milyon insanı katletti ve 5 Mart 1953 de öldü. Ölüm sebebi üzerinde zehirlendiğine yönelik değişik spekülasyonlar yapıldı. 

VLADIMIR ILIÇ LENIN (1870-1924)

Rusya İmparatorluğu zamanında adı Simbirsk olan Ulyanovsk’ta doğan Lenin, yaşamının ilk yıllarında iki trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi 1886 yılında babasının beyin kanamasından ölümü, ikincisi de Mayıs 1887’de ağabeyi Aleksandr İlyiç Ulyanov’un Rus çarı III. Aleksandr’ın hayatına kasteden bir bombalama eylemine katılması nedeniyle asılmasıdır. Aleksandr tutuklandığı sırada yanında bulunan kızkardeşi Anna, Karzan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülmüştür. Resmî Sovyet biyografilerinde, eylemlerinin temelinin bu olaylarda yattığı söylenir.

 

7 Kasım 1917’de Lenin’in önderliğinde Bolşevikler iktidarı ele geçiresinin ardından Lenin, 1917’de Halk Komiserleri Kurulu başkanlığına seçildi.Lenin zamanında tüm Rusya’da 5 milyon insanın ölümüne neden olan bir kıtlık yaşanmıştır.Lenin uyguladığı tüm bu zulümle birlikte, komünist vahşetin ilk büyük örneğini sergiledi. Onu izleyen Stalin veya Mao gibi komünist diktatörler, başlattığı vahşeti daha da büyüteceklerdi.

Lenin’in sonu ise oldukça anlamlıydı. 1922 yılından itibaren giderek yoğunlaşan bir hastalık Lenin’i yavaş yavaş felç etmeye başladı. 1923 yılının çoğunu tekerlekli sandalyede ve büyük acılar veren baş ağrılarıyla boğuşarak geçirdi. Mart 1923’de bir tür kriz geçirdi ve bu tarihten sonra düzgün konuşma yeteneğini yitirdi. Hayatının son aylarında, Lenin’i görenler dehşete kapılıyorlardı; çünkü yüzü korkunç bir ifadeye bürünmüştü ve yarı deli durumdaydı. 21 Ocak 1924’te bir beyin kanaması sonucunda öldü.

Bolşevikler Lenin’i mumyaladılar ve çok değerli saydıkları beynini özel bir koruma altına aldılar. Moskova’daki Kızıl Meydan’da eski Yunan tapınaklarını andıran bir anıt mezara konan cesedi, uzun kuyruklar oluşturan kalabalıklar tarafından ziyaret edildi. Ziyaretçiler, cesede korkuyla bakıyorlardı.

PROF. WALTON’IN ÖLÜMÜNE GÖZLE GÖRÜLEMEYEN BİR BAKTERİ NEDEN OLDU

Geçen yıl karın ağrısı, yüksek ateş ve vücudunun çeşitli yerlerinde oluşan kabarcıklar sonucu Cheltenham’da hastaneye kaldırılan Prof. David Walton’un 24 saat içinde gerçekleşen ölümüne, “streptococcus pyogenes” adlı et yiyen bakterinin yol açtığı ortaya çıkarıldı. Doktorlar, çok ender rastlanan bu hastalığın tanısını koymakta zorlanmış ve bakterinin hızla yayılması sonucu Walton bir anda gözlerinin önünde ölmüştür. Et yiyen bakteri, İngiltere Merkez Bankası Komisyonu üyesi Walton’un eline bir kıymıkla girdi. Bakteri, 12 saatte kollarına, sırtına ve böbreklerine yayıldı. 24 saat sonra profesörü iç kanamadan öldürdü. (Flesh-eating bug killed top economist in 24 hours)

PROF.DAVID WALTON

İnsanların hastalanmaları için vücutlarına dışarıdan virüs veya bakterinin girmesine gerek yoktur. Bazı durumlarda insanların kendi hücreleri de ölümcül hastalıklara neden olabilir. Örneğin anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve yayılması olarak tanımlanan kanserden ölen ünlüler, devlet adamları, küçük çocuklar ve daha pek çok insan vardır.

HEATH LEDGER (1979- 2008)

Heathcliff Andrew Ledger, Akademi Ödülü kazanmış Avustralyalı televizyon ve sinema filmi oyuncusu.2005 tarihli Brokeback Dağı filmindeki rolü ile En İyi Erkek Oyuncu dalında Avustralya Film Enstitüsü ve New York Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri’nde ödül kazandı, BAFTA ve Akademi Ödülleri’nde aday oldu.

Ledger, 28 yaşında, 22 Ocak 2008 tarihinde, Manhattan’daki evinde, reçeteli ilaçları yanlış kullanması yüzünden öldü. Ledger’ın son filmi, Tony rolünü oynadığı fakat ölümü yüzünden çekimlerini tamamlayamadığı The Imaginarium of Doctor Parnassus oldu.

 

 

Avustralya Başbakanı Kevin Rudd “Heath Ledger’ın ölümünü öğrendiğimde çok büyük bir üzüntü duydum… Zamanımızın en iyi aktörlerinden birini genç yaşında kaybetmek hepimiz için trajikti” dedi.”

Ledger’ın ölümüne Hollywood yıldızları da tepki verdi. Oscar ödüllü oyuncu-yönetmen Mel Gibson, “Ondan çok umutluydum. Daha yeni atağa geçmişti. Bu kadar genç yaşta hayatını kaybetmesi trajik bir kayıp.” dedi.

Ledger için Los Angeles şehrinde özel bir tören yapıldı. Ardından ailesi, onun cenazesini doğduğu yer olan Perth’e götürdü ve Penrhos Koleji’ne götürüldükten sonra, yaklaşık 500 kişinin katıldığı bir tören ile Framentle Mezarlığı’nda yakıldı.

AALİYAH ( 1979- 2001)

Günün birinde Whitney Houston ve Diana Ross kadar ünlü olacağı yolunda tahminler yapılan ve müzik dünyasında hızla yükselen Aaliyah, Bahamalar’daki Abaco Adası’ndan havalanan çift motorlu Cessna tipi uçağın, kalkıştan hemen sonra düşmesi sonucu yaşamını yitirdi.

JAMES DEAN (1931-1955)

1955 ve 1956 yıllarında rol aldığı sadece 3 filmle, bir efsane haline gelen James Dean, gençlerin idolü oldu. Dönemin asi genç imajının oluşmasında büyük rol oynadı. Porsche otomobili ile yaptığı kaza sonucunda hayata veda etmişti. Daha kariyerinin başlangıcında olmasına rağmen bir efsaneye dönüşmüş ve birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştu.

 

JOKEYİN BEKLENMEDİK ÖLÜMÜ

Güney Koreli jokey Kim Hyung-Chil, bir kaza sonucu hayatını kaybetti. 

 

 15. Asya Oyunları’nda maneje çıkan Güney Koreli jokey Kim Hyung-Chil, kaza sonucu hayatını kaybetti. Aşırı yağış nedeniyle çamura dönen ve yer yer su birikintilerinin olduğu manejde mücadele eden Güney Koreli jokey, 1.5 metre yüksekliğindeki 8 numaralı engelde atın üstünden düştü. Engeli aşamayan yarış atı, talihsiz jokeyin üzerine devrilirken, Kim Hyung-Chil hastaneye kaldırıldıktan sonra hayatını kaybetti. 47 yaşındaki jokeyin kafa ve göğüs bölgesinde travmalar oluştuğu, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı açıklandı. 

İNGİLTERE PRENSESİ DIANA, 1961- 1997

Birçok kişiye göre İngiltere’nin en çok sevilen kadını, İngiliz Halkının gönlündeki kraliçeydi. Göz kamaştıran kıyafetler, lüks yatlar ve saraylar içinde, peri masallarında yaşanan ulaşılmaz bir masal dünyasının  kahramanı  Diana, 1997 yılında Paris’te, sabaha karşı bir tünelde geçirdiği trafik kazası sonucu öldü.

Paris’teki kazada ölen Prenses Diana, milyonların gözyaşları arasında düzenlenen görkemli bir törenle uğurlandı.

BREZİLYALI GENÇ MODELİN İLGİNÇ ÖLÜMÜ

Uluslararası bir güzellik yarışmasında 2008 yılında Brezilya’yı temsil eden 20 yaşındaki manken Mariana Bridi da Costa’nın geçirdiği ciddi bir enfeksiyon sonucu elleri ve ayakları kesildi.

30 Aralık’ta rahatsızlanan Bridi’ye doktorlar ilk olarak böbrek taşı teşhisi koydu. Ancak rahatsızlığının daha da ilerlemesi üzerine yeniden hastaneye başvuran Bridi’ye yapılan tahliller, genç mankenin ciddi bir idrar yolları enfeksiyonuna yakalandığını ortaya çıkardı.

 

“Pseudomonas aeroginosa” isimli bakterinin yol açtığı ve ölümcül olabilen hastalık yüzünden Bridi’nin el ve ayaklarında kan zehirlenmesi olduğu belirlendi. Doktorlar, enfeksiyonun daha fazla yayılmasını önlemek için Bridi’nin el ve ayaklarını kesmek zorunda kaldı. Enfeksiyonun  tedavisi sırasında ortaya çıkan komplikasyonlar sonucunda da genç model hayata veda etti.

JIMI HENDRIX  1942-1970

Jimi Hendrix, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük gitarist, bugüne kadar yaşamış en büyük gitar ustası olarak tanımlanır. Turneden turneye koşan, bir dakikasının bile boş olması yapımcıların ve kayıtçıların işine gelmeyen, tek bir gösteriden yüzbinlerce dolar kazanan, milyonların hayranı olduğu, Jimi Hendrix, Londra’da, 18 Eylül 1970’de 28 yaşında uykusunda kusarak boğuldu ve öldü. Cenazesini getirme çalışmaları çok masraf tuttuğundan babası Jimi Hendrix için cenaze fonu oluşturmak zorunda kaldı.

 

JOHN LENNON (1940- 1980)

İnsanların “müzik tarihindeki en büyük efsanelerden biri” olarak gördüğü ve ölümsüz olduğunu düşündükleri John Lennon kariyerinin zirvesindeyken , akli dengesi yerinde olmayan Mark David Chapman adında bir Beatles hayranı tarafından 8 aralık 1980’de New York’ taki dairesinin önünde öldürüldü. Lennon vurulduğu anda yanına yaklaşan polis memuru aldığı yaranın bilincini etkileyip etkilemediğini kontrol etmek için adını sorduğunda ben John Lennon, Beatles’in John Lennon’u yanıtını verdi.

MARILYN MONROE (1926- 1962)

Sinema oyuncusu, şarkıcı ve model. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından ve pop ikonlarından biriydi.

Yıllarca küçük rollerde kendini gösterdikten sonra komedideki yeteneği ve ekrandaki görünüşü 1950’lerde ve 1960’lı yılların başında en popüler film yıldızlarından biri olmasını sağladı. Kariyerinin sonlarına doğru başarısının ölçüsüyle ciddi rollerde de çalıştı ve eşi görülmemiş popüler bir ilgi nesnesi haline gelip, kazandığı bu şöhret ile zamanının diğer yıldızlarını geride bıraktı. Oysa ki, halkın gözündeki mutlu imajının aksine, özel hayatında yaşadığı hayal kırıklıkları ve güvensizlikleri zaten var olan problemlerini daha da derinleştirdi. Özellikle 1950’li yılların sonuyla 1960’lı yılların başından itibaren yaşadığı çeşitli sağlık sorunları ve kişisel problemleri kariyerine de yansımış ve Monroe’nun çalışması zor ve dengesiz biri olarak kötü ün yapmasına sebep olmuştur. Yine de ölümününden itibaren ünü gitgide artarak tüm zamanların en önemli kültürel figürü ve ikonlarından biri olmuş, sık sık diğer ünlüler tarafından taklit edilmiştir. 1962 yılında Brentwood’daki evinde ölü bulunmuştur. Ölümü resmi olarak aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan muhtemel intihar olarak geçse de ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapılmış, komplo teorileri oluşturulmuştur.

ELVIS PRESLEY (1935-1977)

Tuvalette ölen bir çok insan olsa da, en meşhurları hiç şüphesiz Elvis Presley’dir. Rock’n Roll kralı Presley, banyosunda kusarken hayatını kaybetmişti. Doktorlar yaptıkları incelemede ölüm nedeninin aşırı kilo ve ilaç kullanımına bağlı kalp krizi olduğunu tespit etmişlerdi.

 

JOHN ERIC HEXUM

Ülkemizde 1980’li yıllarda gösterilen Zamanda Yolculuk adlı dizinin başrol oyuncusu Hexum, 1984 yılında henüz 27 yaşındayken inanılmaz bir kaza sonucu öldü. Cover adlı dizinin setinde çekime ara verildiği sırada bir sahnede kullanılan tabancayı alıp şakağına dayadı. Silah boştu ama geri tepti ve kafatasında kırıklar meydana geldi. Bu da aktörün beyninde hasara yol açtı. Aktör kurtarılamadı.

 

BRANDON LEE

Kendisi de genç yaşta hayata veda eden aktör Bruce Lee’nin oğlu Brando Lee, 1993 yılında The Crow adlı filmin çekimi sırasında aslında boş olması gereken ama yanlışlıkla doldurulmuş olan bir silahla vurularak öldü. Olay meydana geldiğinde çekimlerin bitmesine 8 gün, Lee’nin evlenmesine de 2 hafta kalmıştı.

 

TENNESSEE WILLIAMS

Sinemaya da uyarlanan Arzu Tramvayı, Kızgın Damdaki Kedi gibi eserleriyle tanınan ünlü oyun yazarı Tennessee Williams’ın ölümü de akla hayale gelmeyecek biçimde oldu. Williams, 1983’te New York’ta bir otel odasında burun damlası sıkıyordu. Spreyin kapağı yanlışlıkla ünlü yazarın boğazına kaçtı ve Willimas son nefesini verdi. Yazarın intihar ettiği iddiaları olsa da resmi kayıtlara bu trajik ölüm geçti.

STEVE IRWIN

Yaptığı doğa belgeselleriyle tanınan “timsah avcısı” Steve Irwin yine bir belgesel çekimi sırasına, bir vatozun göğsüne indirdiği ölümcül darbe sonucu hayata veda etti.

JIM FIXX

 

Fixx, 1977 yılında yayınlanan Complete Book of Running adlı kitabıyla ABD’de bir koşu çılgınlığı başlatmıştı. Fixx, 1984 yılında koşu sırasında kalp krizi geçirerek öldü.

VIC MORROW

 

Morrow çekimde ölen aktörlerden. Ükemizde Alacakaranlık Kuşağı adıyla gösterilen gerilim dizisinin sinema uyarlamasının çekimleri sırasında korkunç bir kaza geçidi. Helikopter pervanesinin kafasına çarpması sonucu öldü.

ATLANTİK YUTTU!

New York’tan Cenevre’ye giden Swissair uçağı Atlantik’e düştü: 229 ölü FBI kazayı araştıracak

Son yılların en korkunç uçak kazalarından biri Atlantik Okyanusu üzerinde meydana geldi. Swissair’in SR 111 sefer sayılı MD 11 tipi yolcu uçağı içindeki 229 yolcu ve mürettebatla Kanada yakınlarında Atlantik okyanusuna düştü. ABD Başkanı Bill Clinton FBİ’ın uçak kazasını araştıracağını söyledi. Swissair uçağının düştüğünü Kuzey İrlanda’ya giderken öğrenen Clinton bunun bir sabotaj olduğunu sanmadığını ama yine de ABD’nin Kanada’yı her açıdan destekleyeceğini ve gerçekleri ortaya çıkarmalarına yardım edeceğini ifade etti.

Yakıt boşalttı

Cenevre’ye gitmek üzere New York’un John F. Kennedy Uluslararası Havaalanından saat Türkiye saatiyle dün sabah 03.17’de havalanan Swissair’e ait MD – 11 tipi uçak, Kanada’daki Novia Scotia yakınlarında 4.20’de okyanusa düştü. Uçağın havalandıktan yaklaşık 40 dakika sonra pilot kabininde nedeni anlaşılamayan bir yangın çıktı. Pilotun, Kanada’nın uluslararası havalimanı olan Halifax kontrol kulesiyle yaptığı son konuşmada, pilot kabininde duman olduğunu bildirdiği ve mecburi iniş izni istediği kaydedildi. Bu konuşmanın ardından pilot, uçağın yakıtını boşaltıp alçalmaya başladı. Ancak yine bu konuşmadan sonra uçakla bağlantı kesildi. Uçak Halifax’a 64 km. kala okyanusa çakıldı. Blandford kasabasında oturan bazı kişilerin gök gürültüsünü andıran bir ses duydukları belirtildi. Uçakta bulunan 14’ü mürettebat 229 kişiden kurtulan olmadı.

 

FARAH FAWCETT ÖLDÜ

Santa Monica Hastanesi’nde yaklaşık üç yıldır tedavi gören Farah Fawcett, yaşamını yitirdi. ‘Charlie’nin Melekleri’ adlı dizideki rolüyle milyonlarca kişinin gönlünde taht kuran Amerikalı oyuncu Farrah Fawcett, ölüm döşeğindeyken hastalığa karşı verdiği mücadeleyi belgesel dönüştürmesiyle sanat çevrelerinin dikkatini üstüne çekmeyi başardı.

 

Fawcett’in, ‘Farrah’ın Hikayesi’ adını verdiği 90 dakikalık belgesel, sanatçının kendisi tarafından ‘Bir ölü hakkında yazılan kısa biyografi’ şeklinde hazırlandı. Belgesel, aktrisin kanserle 3 yıldır devam eden mücadelesinde inişli çıkışlı zamanlarını, yataktan çıkamadığı son haftalarını, ağır ilaç tedavisini ve oğlunu dahi tanıyamayacak hale geldiğini gözler önüne seriyor.

3 yıldır kolon kanseri tedavisi gören Fawcett, 70’li yılların başlarında tanınmayan bir oyuncu ve manken iken 1976’da bir ajans tarafından çekilip poster yapılan fotoğrafıyla tanındı. Fotoğraf 12 milyon satarken, aynı zamanda “aslan saç” olarak adlandırılacak olan saç modeli dünyanın dört bir tarafında kadınlar tarafından taklit edildi.

Charlie’nin Melekleri’ndeki rolüyle iyice ünlenen Farah Fawcett, 116 bölümlük dizinin aslında sadece 29’unda oynadı. ve şansını sinemada, Hollywood’da denemek istediyse de beklediği başarıyı elde edemedi.2000’de bir komedide Richard Gere ile yeniden kamera karşısına geçen Fawcett, daha sonra kendisini anlatan bir dizide yer aldı. Kanser haberi ise 2006’da geldi. Kemoterapi gören yıldız 2007’de kanseri yendiğini açıklamıştı.

 

MICHAEL JACKSON ÖLDÜ

Amerika’da müzik dünyası şokta! Solunum yetmezliği nedeniyle Los Angeles’te bulunan özel bir klinikte tedavi altında tutulan ünlü popstar Michael Jackson öldü. Evinde aniden rahatsızlanarak yere düşen Michael Jackson, hastaneye kaldırılmış ama kurtarılamamıştı. Ailesi ve yakınları hastaneye akın ederken, ünlü pop starın ölüm haberi hayranlarını gözyaşlarına boğdu.

SON FOTOĞRAFI

Popun kralı Michael Jackson’ın avukatı ünlü şarkıcının Londra’da vereceği konserlerin yoğun programı için formuna kavuşmak amacıyla bazı ilaçlar aldığını ve bu ilaçlar nedeniyle ölmüş olabileceğini iddia etti. Kariyeri boyunca yaklaşık 750 milyon albüm satan ve 13 kez Grammy ödülü alan Jackson tüm zamanların en başarılı şov yıldızlarından biri olarak kabul ediliyordu. 

SONUÇ:

Kuran’da haber verilen gerçekleri bilerek, dünya hayatının geçici nimetlerini elde etmek için hırsa kapılmak, bunların sıkıntısını yaşamak büyük bir yanılgı olur. Dünya nimetleri, Rabbimiz’in kullarına bir lütfudur. Bu gerçeği takdir edip, tüm bunları Allah’ın rızasını kazanabilmek için bir yol olarak gören kimseleri Rabbimiz, hem dünyada hem de ahirette “güzel bir hayat” ile müjdelemiştir.Aksi takdirde dünyada da ahirette de azapla karşılaşır. Zengin olur, ama mutlu olamaz. Güzel olur, ama güzelliği başına belalar getirir. Ünlü olur, ama bir gün yalnız kalır ve masal kahramanı gibi yaşamış bir insanın görkemli yaşamı, hiç de beklemediği bir anda sona erebilir.

Etraflarındaki pek çok şey bu insanlara sürekli ölümü hatırlattığı halde tüm bunları anlamazlıktan gelirler. Oysa ölüm her insanın bir adım ilerisindedir. İnsan bir an “yaşıyorum” derken göz açıp kapama vakti kadar kısa bir süre sonra karşısında canını almak üzere gelmiş ölüm meleklerini bulabilir. İnsanın etrafında her an gelişen ölüm olayları, yakınlarının yavaş yavaş dünyadan ayrılması, ölümden kimsenin kaçamadığının açık bir delilidir. Genç, yaşlı, zengin, fakir, güzel, çirkin, ünlü, ünsüz demeden ölümün insanı her zaman ve her yerde bulduğunu bilmek ise, insanın bu dünyaya bağlanmamasını ve asıl olarak ölümden sonraki sonsuz yurda hazırlık yapması gerektiğini anlamasını sağlamalıdır.

İman eden insanlar, ölüm gerçeğini samimi olarak düşünerek, pişmanlığın ve tevbenin fayda etmeyeceği hesap günü gelmeden önce Allah’ın razı olacağı bir insan olmak için daimi bir gayret göstermelidirler. www.yasaminamaci.com

BAŞA DÖN